ANNE, BABA-ÇOCUK ÇATIŞMASI *

Doç.Dr.Füsun Çuhadaroğlu

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğr.Üyesi

 

 

Öncelikle beni davet ettiğiniz için sayın başkan ve dinlemeye gelen herkese teşekkür ederim. Ben sizlere bu anne, baba, çocuk çatışması üzerine biraz birşeyler aktarayım istedim. Çünkü günümüzün çağdaşlaşmakta olan Türkiyenin ailelerinin daha da önem kazandığını düşündüm. Bir sorun haline gelen bir konu bu. Onun için Altan Beyin dediği gibi geçmişte yaşamış olan, yaşamakta olanlar ve yaşayacak olan bir kesimin burda olacağını düşünerek böyle bir konuyu belirlemiştim.

Çocuk ve ergenlikteki gelişim dönemlerini başlıklar halinde anlatacağım. Çünkü her gelişim dönemindeki çatışma farklıdır. Gelişim dönemlerine göre yaşanan çatışmaları bir özetlemeye çalışacağım. Çok klasik anlamda en klasik anlamda belki bir çoğunuzun aşina olduğu bir konu.

İlk bir seneyi erken bebeklik dönemi olarak adlandırıyoruz. Ondan sonra iki,üç yaş arasındaki dönem tıbbi terimle anal dönem diye tabir ettiğimiz daha böyle tuvalet eğitiminin verilmeye çalışıldığı bir dönem çocuklar için. Üç-beş yaş arası ödipal dönem diye adlandırılan Kral ödipus’un öyküsüne dayandırılan bir dönem. Çocukların daha çok kendi cinsten ebeveynleriyle biraz çatıştıkları, biraz karşı cinsten ebeveyne hayranlık duydukları bir dönem. Sonunda da kendi cinsten olan ebeveynleriyle bir özdeşim içine girerek sorunları çözümledikleri bir dönem. Ondan sonra ilkokula kadar olan süreyi beş yaştan sonrayı oyun dönemi olarak adlandırıyoruz, daha sonra ilkokul dönemi geliyor ve ondan sonrada ilkokulun bitimine kadar12 yaş ve sonrası ergenlik dönemi. Ergenlik dönemi 21 ve hatta bizim memleketimizde uzayan eğitim koşulları nedeniyle 25’e kadar çıkabilmekte bazen.

Şimdi süt çocukluğu dönemi dediğimiz o erken bebeklik döneminden başlarsak orda pek ana baba çocuk çatışmasından söz etmek pek mümkün değil. Çünkü o dönemde çocukla ilişki halinde olan daha çok anneler oluyor, babalar pek çatışa düzeyinde çocukla iletişime giremezler o dönemde. Çünkü  babaların kendi içinde yaşadıkları çatışmalar olur genellikle. Eve bir üçüncü şahıs gelmiştir. Annenin bütün ilgisi bebeğe yönelmiştir. Babalar bu durumda biraz hafif bir terkedilmişlik duygusuyla birlikte yaşadıkları bu durumla başetme çabası içindedirler o dönemde. Ama çocukla annelerin yaşadığı bir takım çatışmalar olur o dönemde. Nedir? Şimdi anneleri en çok kaygılandıran tabii bebeğe iyi bakım verebiliyormuyum? İyi besleyebiliyormuyum? İyi büyütebiliyormuyum? gibi bir takım sorunlar. Çocukları olanlar bilir, hepimizin yaşadığı şeyler. Özellikle de çalışan anne kesiminde bu tür endişeleri biraz daha fazla görüyoruz. Bu nedenle ki hepimiz çalıştığı için çocuklarımıza istediğimiz kadar vakit ayıramamanın suçluluğunu değişen dozlarda herkes yaşamıştır. İnsan farkında olmadan o ayıramadığı vakti telafi etmek istercesine adeta çocuğun üstüne daha fazla düşme, daha fazla titreme gayreti göstermek içine girebiliyor. O nedenle çalışan anneler, birazcık daha bu tür şeylerde özellikle beslenme konusunda yeterince büyütebiliyormuyum kaygısıyla daha bebeğin üzerine fazla düşmeye başlayabilirler. Eğer bu annenin endişesi olması gereken dozun biraz fazla üstünde bir kaygı halinde ise o zaman ne olur? Çocukla bir çatışma doğması beklenebilecek bir durumdur. Çünkü bebeklerinde midesinin bir kapasitesi var, yani her bebeğin bir doyma kapasitesi vardır. E bebek doyduğundan fazlasını yemek istemez. Kendisi emin olana kadar bebeğin doyduğundan, yedirmek için çok ısrar ederse ne olur? bebek bu sefer ağzını kapatmaya başlar yada ağzına aldıklarını çıkarmaya başlar. Bu defa anne büsbütün telaşlanabilir. Ayy verdiğim yemekte geri gitti hiçbirşey kalmadı diye. Hadi biraz daha yedireyim gibi böyle bir kısır döngü içine girilmesi mümkündür bu dönemde sıklıkla. Bu döngü kırılmazsa çocukla anne arasında daha sonraki dönemlere de yansıyacak ciddi bir çatışma ve uyuşmazlığın temelleri atılmış olur. O nedenle bu dönemde yani erken bebeklik döneminde en dikkat edilecek şey çocuğun 

gereksinimlerinin üstünde ona bir şey yüklemeye çalışmamak. Çünkü annelerin en önemli teması beslenmeyle ilgilidir daha çok o dönemde.

İkinci döneme geçtiğimizde anal dönem dediğimiz dönemde çocuklar artık ayaklanmıştır. Yürümeye başlayınca afacanlar her yere yetişirler. Ortalıklar karışmaya başlar. Dolapların içindekiler, çekmeceler dökülmeye başlar. Evlerin içinde dolaşan ayaklı felaketler haline gelebilir bazı çocuklar. Tabii anne babaların o zaman bu dönemde işleri onların peşinden birazcık koşmak şeklini alabilir. Bu yaşta çocuk artık konuşmayada başladığı için babayla ilişki de daha belirgin hale gelir. O zamana kadar babalarda biraz kendi iç çatışmalarını azıcık çözümlemiş oluyorlar. Biraz baba kimliğini de daha benimsemiş oluyorlar. Evdeki üçüncü şahısa alışmış oluyorlar bebek bu yaşa gelene kadar. Babada devreye girer ve anne babayı en çok meşgul eden şey o dönemde çocuğa bir takım sınırlar koymak. Evde yapılır yapılmaz şeyleri hem belirlemek, hem çocuğun uymasına yardımcı olmak ve en önemli şeylerden biride tuvalet eğitimi vermektir bu dönemde. En önemli çatışma konusu da tuvalet eğitimi sırasında kendini gösterir çoğu kez. Tabii bazen anne babalarla bazende anne babalarla değilde çocuklar bakıcıları ile bu çatışmaları yaşayabiliyorlar. Şimdi tuvalet eğitimi kazanma konusu, yani idrarını ve gaytasını kendi kontrolünde yapabilme becerisini kazanmak birazcık bebekte bir özerklik duygusu bir kendi otonomisini ve insiyatifini kullanabilme duygusu kazanmakla da birlikte giden bir süreçtir. Yani o kontrolün kendinde olduğunu hissettikçe çocuklar hem kendilerine bir güven kazanırlar. Kendi bedenlerini kontrol edibiliyor olmalarını farketmeleri ileriye yönelik olarak çevresel bir takım şeyleride kontrol edebilme güveni kazandırır kendilerine. O açıdan önemli. Ama eğer bu dönemde anne baba çocuğu çok fazla kurallarla boğarlarsa, çok fazla yasaklar getirilirse, onu şöyle yapma, asla bu  böyle olmaz, her an bir kısıtlama, her an bir engel koyma. Veya tuvalet eğitimi konusunda yine yaptın, yapmadın,bezine bakayım. altına kaçırdın mı? kaçırmadın mı? hadi beş dakikada bir tuvalete gidiyoruz, koş gibi tutumlar ne yapar? Çocukta gelişmesi beklenen bu kendi kontrolünde olma bazı beden işlevlerini ve kendi insiyatifini kullanarak bedeb işlevlerini yerine getirebilme duygusunun malesef gelişmemesine neden olur.

Eee tabii çocuğun bu insiyatif duygusu bu özerklik duygusunun baskılanmasıyla birlikte bir taraftan onu baskılar çocuk, çünkü anne babaya da hoşluk etmek ister bir taraftan. Neden? Çünkü bütün çocukların aslında en önemli amacı anne babalarının sevgilerini kazanmaktır ve onlar tarafından sevilen bir çocuk olmaktır. En önemli hedef bu. Dolayısıyla çocuk biraz mücadele etse de sonunda anne babanın lehinde insiyatif kullanmaktan vazgeçebilir, o dürtüsünü baskılar. Onun karşısında bir inatlaşma şeklinde mücadele içine girebilir. Ben bunu yapıyorum ama sen hala kızmaya devam ediyorsun. Bana kızıyorsun hala öylemi? Bende senin hoşuna gitmeyen şeyi yaparım gibi bir takım bu defa beden işlevleri anne babayı cezalandırmaya yönelik bir haline gelebilir çocukta. Yani onların kızmasına başka türlü karşı koyamayan yada katı baskılarına başka türlü direnemeyen çocuğun çişini yaparak ortaya yada büyük abdestini annenin en istemediği çin halısının üzerine yaparak bir şekilde anne babadan intikam almaya başlar. Böyle bir çatışma ortamı içine girilmesi mümkün. Ama bu demek değil ki bu yaştaki çocuklara hiç sınır konmasın. Hiç kural belirlenmesin. Hiç ne bilim bir yaptırım uygulanmasın. Öyle bir şey de yok.Çünkü malesef bende, bizim bölümde çalışan bütün arkadaşlar da, çocuk psikiyatrisi olarak ailelerle çok çalışıyoruz ve son yıllarda gördüğümüz bir şey malesef artık ailelerin garip bir modernlik anlayışı gelışmeye başladı bizim toplumda. artı modernliklede ilgisi olmayan bir serbest bırakma kavramı var. Çünkü sanılıyorki çocukları serbest bırakırsak en mükemmel şekilde yetiştirmiş olacağız. Tabi bunun bir nedeni de şu bakın. Genelde bunu yapan anne babalar kendi jenerasyonlarında Eee tabii çocuğun bu insiyatif duygusu bu özerklik duygusunun baskılanmasıyla birlikte bir taraftan onu baskılar çocuk, çünkü anne babaya da hoşluk etmek ister bir taraftan. Neden? Çünkü bütün çocukların aslında en önemli amacı anne babalarının sevgilerini kazanmaktır ve onlar tarafından sevilen bir çocuk olmaktır. En önemli hedef bu. Dolayısıyla çocuk biraz mücadele etse de sonunda anne babanın lehinde insiyatif kullanmaktan vazgeçebilir, o dürtüsünü baskılar. Onun karşısında bir inatlaşma şeklinde mücadele içine girebilir. Ben bunu yapıyorum ama sen hala kızmaya devam ediyorsun. Bana kızıyorsun hala öylemi? Bende senin hoşuna gitmeyen şeyi yaparım gibi bir takım bu defa beden işlevleri anne babayı cezalandırmaya yönelik bir haline gelebilir çocukta. Yani onların kızmasına başka türlü karşı koyamayan yada katı baskılarına başka türlü direnemeyen çocuğun çişini yaparak ortaya yada büyük abdestini annenin en istemediği çin halısının üzerine yaparak bir şekilde anne babadan intikam almaya başlar. Böyle bir çatışma ortamı içine girilmesi mümkün. Ama bu demek değil ki bu yaştaki çocuklara hiç sınır konmasın. Hiç kural belirlenmesin. Hiç ne bilim bir yaptırım uygulanmasın. Öyle bir şey de yok.Çünkü malesef bende, bizim bölümde çalışan bütün arkadaşlar da, çocuk psikiyatrisi olarak ailelerle çok çalışıyoruz ve son yıllarda gördüğümüz bir şey malesef artık ailelerin garip bir modernlik anlayışı gelışmeye başladı bizim toplumda. artı modernliklede ilgisi olmayan bir serbest bırakma kavramı var. Çünkü sanılıyorki çocukları serbest bırakırsak en mükemmel şekilde yetiştirmiş olacağız. Tabi bunun bir nedeni de şu bakın. Genelde bunu yapan anne babalar kendi jenerasyonlarında çocukluk ergenlik dönemlerini yaşarken, çoğu zaman klasik türk ailesi kalıplarıyla bir takım baskılarla kısıtlamalarla yetişmiş oluyorlar ve insanların hep bir çabası vardır bu bilinç dışıda bir çaba birazcık. kendi yaşadığımız şeyleri kendi çocuklarımızda telafi etmeye çalışırız yada değiştirmeye çalışırız. Bana çok baskı yaptılar, ben asla çocuğuma baskı yapmayacağım. Ben çocuk hiçbir kural tanımayacağım, istediği gibi yapsın herşeyi demek böyle bir yaşantının sonucu olabiliyor bazı durumlarda tabii her zaman şart değil ama. Bazen de işte ne bilim anne babalar işlerine çok vakit ayırması gereken anne babalarda özellikle duyulan farkında olmadan duyulan bilinç dışı bir suçluluk bir kaygı durumu nedeniyle sanki o ayıramadıkları zamanı çocuğa mümkün olduğunca kuralsızlık tanıyarak, mümkün olduğunda esneklik  yada hürriyet tanıyarak tırnak içinde  telafi etme çabası olabiliyor bazen. Ama son derece yanlış bir şey eğitim açısından, çocukların sağlıklı ruhsal yapı geliştirmeleri açısından, son derece sağlıksız bir durum. Çünkü her çocuğun kişiliğinin gelişebilmesi için de belli seviyede belli dozda engellemelerle karşılaşması mutlaka lazım hayatta. Çünkü engellemelerle karşılaştıkça engelleri aşmayı öğreniyoruz çocukluktan itibaren. Eğitim bu demek aslında kişinin uygun şekilde engellerle karşılaşarak engellerle başedebilmeyi öğrenmesidir. O nedenle bütün çocuk geliştirme dönemlerinde bazı sınırlar, bazı kurallar olması gerekir ailelerde. Ama hiç kural tanımadığınız zaman çocuk engelemeyle karşılamadığında büyüdüğü zamanda öyle bir ortam arar. Öyle bir ortam olabilirmi hayatta? Gerçek dışı.. Yani hayatın bir çok alanında uymak zorunda olduğumuz kurallar var. O zaman ne oluyor? Küçükken yaşamadıklaeı engelemeleri büyük yaşta karşılaştıklarında çok daha zorlanıyorlar. Uyumsuzluklar, uyum problemleri davranış problemleri ortaya çıkabiliyor. Yani bu yaşta da tamam çocuk bir özerklik istiyor kendisi için, onunda sınırlarını iyi çizmek lazım. Biraz mümkün olduğunca çocukları algılayarak gitmek gerekiyor. Neyi ne kadar yapmasına izin verebiliriz? Mesela bazı çocuklar vardır ki, aranızda böyle deneyimi olanlar vardır diye tahmin ediyorum, bazı şeyleri gösterdiğiniz zaman hayır buna dokunulmaz dersiniz masanın üstündeki biblolara ..O çocuk onu kolay öğrenir. Bir çok anne ben biliyorum hani evimizdeki sehbanın üzerindeki biblolarımızı hiç kaldırmadan büyüttük çocuklarımızı derler. Ama bazı çocuklarda da hakikaten onlarıda tutamazsınız, kaldırmak gerek. Şunu demek istiyorum: bu herzaman kuralla da olmayacak bir şey. Bazı çocukların doğuştan getirdikleri bazı huy özellikleri de vardır. Çocuğun huy özelliklerine göre de ona uyacak sınırları tespit etmek önemli oluyor. Yani öyle çabuk kuralları benimseyebilen bir çocuğa kural hatırlatmaya gerek yok. Onu biraz daha kendi haline bırakabilirsiniz. Sizden gelen mesajları daha çabuk alıp uygulayabiliyordur. Ama ikinci verdiğim örnekteki bir çocuk için o zaman kuralları daha kesin bir şekilde uygulamak gerekiyor. Kuralların uygulandığını daha yakından takip etmek gerekiyor. Kuralları koyarsınız eğer hemen benimseyip uygulamakta zorluk çeken bir çocuksa çok üzer anne ve babaları. Bakalım şimdi şunu yapıyım ne tepki gösterecekler? Annenin gözünün içine baka baka masa örtüsünü indiriveriyor ve kristal bir vazoyla birlikte. Bu tür şeyleri birazcık takip etmek gerekiyor çocukta. Koyduğumuz bir takım kuralları yada öğrenmesini istediğiniz bir takım kuralları uygulamayı öğretip, denetlemek zorundayız. Fakat, bunu çok fazla da  baskı gibi hissettirmeden yapacağız. Anal dönemdeki, 2-3 yaş arasındaki, çocukların genellikle dikkatlerini birşeyden başka bir şeye kaydırmak çok kolaydır. Bu çocuklar 'yapma etme'den pek anlamazlar. Fakat yapmasını istemediğiniz bir şeyi, dikkatini başka bir yere çekerek onu ordan uzaklaştırmak yada yapmaktan vazgeçirmeye çalışmayı öneriyoruz. Örneğin, köşedeki masanın üzerindeki kıymetli bir çin vazosunun etrafındaysa 'aa ayşe ,ali , bak burda nasıl bir oyuncak var' diyerek onu başka bir noktaya çekmek mümkün olabilir. Anne babalar çocuklarının ilgisini çekecek oyuncakları bilirler. O oyuncağı devreye sokarsak hemen ordan uzaklaşabilir, dönüp ilginç bulduğu oyuncakla oynayabilir. Bu tür teknikler kullanmak gerekir. Aslında ben bunlara strateji diyorum. Gerçekten çocuk yetiştirirken bazı stratejiler geliştirmek gerekir. Anne baba olarak da kendi yaratıcılığımızı çok kullanmak zorunda kalabiliriz.

3-5 yaş döneminde artık bu inatlaşmaları azalır, ilgileri cinsiyetlerini farketmeye yönelir. Erkek çocukların pipisi olduğu kızların olmadığı her iki cinsteki çocuklar tarafından farkedilmeye başlar. Cinsel organlar ilgi alanı haline gelir. Bununla birlikte annenin babanın da farklı cinsten olduğunu farkederler ve erkek çocuğun annesine kız çocuklarında babaya hayranlığı başlar. Erkek çocuklar annenin ilgisini, kız çocuklar da babanın ilgisini üzerlerine çekmek için çalışırlar. Kız çocuklar annelerinin makyaj malzemelerini kullanır, annesinin giysileri, takıları takılır, babaya gösterilir. Bunun anlamı 'Annemi beğeniyorsun, bak bakalım benide beğenecekmisin?'dir. Erkek çocuklarda aynı şeyi anneleri için yaparlar. Genellikle bu dönemde çocukların bir merakı gece gidip anne ve babasının arasında yatmaya çalışmaktır. Bir şekilde ikisinden birini saf dışı edip öbürüne sokulup yaklaşarak beraber yatmak. Bu dönemde genellikle çatışmalar anal dönemdeki kadar çok yoğun yaşanmaz. Burda çocuk çatışmayı kendi içinde yaşar. Anne babaya düşen çocuğun bu dönemde kendi içinde yaşadığı çatışmayı halledebilmesine destek olmaktır. Ne çatışması yaşıyor çocuk içind? Çatışma şudur: bir taraftan karşı cinsten ebeveynin ilgisi beğenisini kazanmak ve onun nezdinde özel bir yer edinebilmek için çabalarken, bir taraftan da kendi cinsinden olan ebeveynle bir rekabet duygusu içindedir. 'Ben anneme rağmen babamın ilgisini çekiyorum.' ya da 'acaba babam beni daha çok severse annem beni kıskanır mı?' Erkek çocuklar için de bunun tersi geçerlidir tabii. Bu tür şeyler çocuğun içinde tamamen bilinç dışı işleyen bir süreçtir ama bu rekabet bir taraftan da bir suçluluk hissi yaratır. Annenin ya da babanın sevdiği şeyi elinden alıyor olmak aynı zamanda bir cezalandırılacağı düşüncesini de birlikte getirir. Anne babaya düşen bu dönemde şudur: aynı cinsten olan ebeveynin çocukla mümkün olduğunca olumlu bir ilişki sürdürerek çocuğun kendisiyle özdeşim kurabilmesine yardımcı olmalıdır. Özdeşimi şöyle tanımlıyoruz: Kız çocuksa anneyle, erkek çocuksa babayla yakınlaşması, kendini ona benzetmeye çalışması. Kız çocuk için bunun ifadesi şöyledir:'annem gibi bir kadın olarak babam gibi bir eş bulabilirim' . Bu aşama çatışmanın ortadan kalkmasıdır.Erkekler için de tam tersi geçerli. Babama benzeyen bir kuvvetli erkek olayım annem gibi bir kızın ilgisini beğenisini kazanabileyim sonucuna varıldığında bu çatışma geçiyor. Mümkün olduğunca aynı cinsten ebeveynin çocukla başka alanlarda çatışmaya girmemeye çalışmasını, mümkün olduğunca onla daha yumuşak , uyumlu bir ilişki sürdürmesini, karşı cinsten olan ebeveyninde çocuğun içindeki bu çatışmayı desteklemeyecek şekilde davranmasını öneriyoruz. Bu şu demek , küçük çocukların onlara sokulması, anne babayla birlikte yatmak istemesi, onların da hoşuna giden bir şeydir. Gelip koynunuza kıvrılan bir bücürü yataktan atmak tabii ki zor olabiliyor bazen. Ama anne babalarında sevgisinin ağır bastığı bir çocuğu olabilir. Bu insan doğasıyla bağdaşmayan bir şey değil. Yani bir babanın kızına çok fazla ilgisi sevgisi vardır ve bunu çok fazla belli edebilir.  Böyle bir durum çocuğun kafasındaki çatışmanın çözümlenmesini engeller. Babam zaten beni çok seviyor ve ben zaten anneme rakip olmuş durumdayım diye anneye karşı suçluluk duygusu ve ceza beklentileri çok artar. Anneye yaklaşmasını güçleştiren bir durum oluşturur. Çocuklarımıza  gösterdiğimiz sevgiyide belli bir dozda tutmak gerekiyor. İçimizde çok sevgi duyabiliriz ama onlara ifade ederken gösterirken belli bir dozda tutmak gerekiyorki sevgiyle de bir çatışmaya yol açılmasın.

Bundan sonraki oyun çağı dediğimiz dönem ve okul çağı çocukların, bu özdeşimlerini sağlandıktan sonra çatışmaların yatıştığı bir dönemdir. Oyun oynarlar, eğlenirler, kendi iç dünyalarını ortaya koymaya çalışırlar, annelerle babalarla ilişkilerini pekiştirmeye çalışırlar. Sosyalleşirler ve arkadaş ilişkisi kurmaya çalışırlar. Daha sosyal ilişkilere yöneldikleri bir zamandır özellikle oyun dönemi.

 İlkokul çağı ile birlikte çocuğun ve ailenin hayatına yeni bir şey girmiş olur. Okul, dersler, öğrenilmesi gereken birşeyler, yarışılması gereken birşeyler dolaylı olarak. Bu dönemde anne baba çocuk çatışmaları bu konular la ilişkili olarak ortaya çıkar.. Tabii ki çocuklarımızı bazı şeyler öğrenmesi için teşvik edeceğiz, yönlendireceğiz, bilmediklerini öğreteceğiz, belli bir miktarda rekabet duygusu geliştirmelerini sağlayacağız ama bunun dozuda çok önemli. Anne babanın çocuğa aşılamaya çalıştığı yarışma hırsı kendi kapasitesinin veya isteğinin çok üzerinde gidiyorsa o zaman  ciddi bir çatışma olur ve çocuk için ciddi bir baltalayıcı konu ortaya çıkmış olabilir. O nedenle anne babalara hep çok fazla beklentili olmamalarını öneriyoruz. Beklentilerinizi çok fazla hissettirmeyin, çocuğunuzun ne kadar yapabildiğini görün, onu teşvik edin, destekleyin ama hep olumlu biçimde, yaptıklarını ödüllendirerek, mümkün olduğunca eleştiriden uzak durarak. 'Bundan sonra dahada iyisini yapabileceğini biliyorum, gayret edersen daha başka birşey ortaya çıkarabilirsin' şeklinde. Çocukları kendilerinde var olan yetenekleri kadarıyla kabul etmeyi öğrenmemiz gerekir. Anne babalarda eğitiliyorlar aslında çocuk eğitirken. Farklı bir biçimde eğitilmiş oluyoruz. Bu dönemin en temel özelliği budur. Bizim ülkemizde bu problemleri anadolu liseleri sınavlarında ve üniversite sınavlarında gözleyebiliriz. Ben her sene yılın ikinci yarısında hep üniversiteye hazrlanan gençleri görüyorum. Çok istek oluyor. Gerçekten yazık, ızdırap içinde geçiyor çocuğun o senesi. Ama bir sınavı başarmanın bütün yaşamı belirleyecek çok önemli hatta en önemli gösterge haline getirilmemesi lazım. Çocuk için de anne babalar kendileri için de bunu böyle yapmamalıdırlar. Sonuçta hayatta çok farklı boyutta çok farklı yönler vardır. Çocuklarımız illede bizim istediğimiz yola girmeyebilirler veya girmek istemeyebilir. Anne baba olarak bazen bazı şeyleri kabullenmekde bize düşüyor. Çocuğumuzu çok fazla yıpratmamak adına onun isteğine paralel gitmek, onun isteğine ve kapasitesine saygı göstermek ve onu yapabilecekleri doğrultusunda desteklemek lazımdır.

Ergenlik dönemi, anne babalar için gerçek bir sınav dönemidir. Neden?

Bütün anne babalar ama istisnası yoktur sadece dozu herkese göre değişir, her anne baba çocuk ergenlik dönemini yaşarken kendi ergenlik dönemini yeni baştan yaşar gibidir. Zor bir iş, çünkü çocukların o dönemde yaşadıkları çatışmalar, olaylar, duygusal iniş çıkışlar, kestirememe halleri bizlere kendimizin o dönemde yaşadığımız bir takım çatışmaları hatırlatır. Çoğu zaman bunun farkında olarak yaşayamayız. Çünkü herşeyi o kadar düşünecek vaktimiz olmuyor gerçek yaşamda. Bilinç dışı olarak ergenler anne babalara bunu hep hissettirirler. Ergenlik dönemi insanın hayatında daha sonra geliştireceği kişiliğinin çok büyük ölçüde belirlendiği bir dönemdir. Yani kişilik gelişiminin ergenlik dönemi sonuna kadar olduğunu kabul ediyoruz ama ondan sonra hayatımızı nasıl geçireceğimiz büyük oranda insanın ergenlik dönemini nasıl geçirdiğiyle parelel gider. Yani çok birebir olmasada büyük parelellikler vardır. O nedenle ergenlik dönemi insan hayatında en önemli dönemdir diyebilirim. Çocukların yani ergenlerin bu dönemi mümkün olduğunca en sağlıklı en problemsiz bir biçimde geçirmelerine yardımcı olmak anne babalara düşen en önemli görevlerden biridir. Fakat hakikaten zor bir dönemdir. Ergen bir çocuk sahibi olmak her aile için bir stres kaynağıdır. Az veya çok derecede ama zorlarlar anne babaları. Çünkü ergenlerin bir önemli özelliği sınırları zorlamalarıdır. Evdeki kuralları zorlarlar. Anne baba 'beşte evde olmanı bekliyoruz' der. Ergen beş buçukta eve gelir. Yani 'sınırları ne kadar esnetebilirim.? Bunların sözünü ne kadar değiştirebilirim?'  diye uğraşır gençler. Bir anlamda  2-3 yaş döneminde olduğu gibi. Bir takım kuralları daha yakın takip ettirmek zorunda bırakırlar sizleri. Kuralların çiğnenmemesi için biraz daha fazla efor harcamanız gerekebilir. Birde bu dönemin en önemli özelliği  anne baba çocuk çatışmasının en yoğun yaşandığı dönem olmasıdır.. Çünkü çocuklar birraz kendi kimliklerini kazanma çabasındadırlar ve kimlik kazanma aşamaları içinde önemli bir adım o zamana kadar anne-babalarıyla olan bağımlıklarını biraz kopartmaya çalışmaktır. Çocukluk çağında anne-babalar çocukların idolleridir, en ideal onlardır her türlü meseleyi sorunu çözebilecek güçtedirler ama ergenlik dönemine girdikleri zaman genç biraz etrafa açılır, arkadaş gruplarına girmeye başlar, pastaneye gitmeye, okulda gruplaşmaya başlar, okuldışı faaliyetlere girer, spor faaliyetlerine girer, farklı kulüpler gibi durumlar ortaya çıkar ve kendi ailesi dışında farklı ailelerden gelen çocuklarla karşılaşırlar . ergenler birbirleriyle daha çok kendi ailelerini konuşan bir yaş grubudur.  anneler babalar çekiştirilir bu arkadaş gruplarında zaman zaman. Böylece çocuk başka ailelerin değerlerini, davranışlarını,  doğrularını, yanlışlarını da öğrenir  ve yavaş yavaş kafalarında anne babalarıyla ilgili sorular belirmeye başlar “Bak benim annem babam böyle yapıyor ama arkadaşımınki yapmıyor, galiba bunlar her zaman da en doğru şeyi yapmıyorlar”yani eleştirel bir sorgulama içine girer ergen. Eleştirel sorgulamanın nasıl yaşandığı çocuktan çocuğa değişir eğer anne babaya sert çıkma şeklinde ortaya konmaya başlarsa  babaları alır bir kaygı. “ay ne oluyor bu çocuğa, çocuğumuz elden gidiyor galiba, bizden kopacak bu çocuk, eyvah o bilmediğimiz arkadaş grubunu da benimsedi galiba. Ya onlar gibi olursa, tanımıyoruz da sigaraya başlarsa ne yaparız' Çocuğun kendilerinden kopması kaygısı anne babada korkuya düşürür. Çünkü bakın bu dönem kendi ergenliklerini de tekrar gözden geçirdikleri, yaşadıkları bir dönem. Eğer anne babalar kendi ergenlik dönemlerini kendi anne babalarıyla bağımlı şekilde yaşamışlarsa o zaman o bağımlılıktan kurtulmak zor bir iştir. Çocuğun bu dönemine ayrılaşma-bireyselleşme dönemi diyoruz .Bakın ayrılma değil ayrışma, çünkü bir karşılıklılık içeriyor. Sadece çocuğun anne ve babadan kendini ayırması, bir birey olarak ayrı görmesi, ayrı bir kişilik geliştirmesi değil anne babanında kendini ondan ayrı ve farklı görmeye başlamasını gerektiren bir dönem. Yani eğer anne babalar o ayrışmaya hazır değillerse, çocukların bir  birey olarak görüş farklılığı olabileceğine, kendilerine uymayan şekilde davranmak isteyebileceğini hiç kabullenecek durumda değillerse o zaman ne olur. Anne baba tepki olarak aşırı bir kontrol çabasına girer “Hayır sen beşde gelecekin bak beşi çeyrek geçe geldin, kimlerle, nerdeydin? Neden geç kaldın? Otobüs sekizdeydi…………..gibi böyle çocuğun aşırı üzerine düşme, aşırı bir kontrol etmeye çalışma, hayır o arkadaşını beğenmiyorum, sen asla onunla arkadaş olma, sana yakışan şu arkadaştır gibi baskılara ergenlerin tepkisi artar. Tepkisinin artması anne babaların çocuk elden gidiyor kaygısını artırır. Kaygı arttıkça kontrol çabası artar ve böylece kısır bir döngüye girilir. Yoğun bir çatışma ortamı olur. Bu çocuklarda bazen ciddi bir biçimde eyleme vurum dediğimiz evden kaçma, okuldan kaçma gibi aşırı tepkisel davranışlar ortaya çıkabilir. Yapılacak şey ne? aman özgür bırakalım, ne isterse yapsın değil tabii ki. Yine bazı kuralları iyi ve net olarak aynı o 2-3 yaş dönemindeki gibi belirlemek lazım. Tamam sen arkadaşlarınla mı gidiyorsun evde beşte olman lazım. İzin istedi. Tamam öyleyse yedide evde olabilirsin. Ama belli kontratlar yapmak gerekiyor. Yaptığınız kontratada uymasını sağlamanız gerekir. Baktınız kontrata uyuyor sorun yok. O zaman çatışmasız halletmiş olursunuz zaten. Ama baktık ki sınırlar hep deliniyor yedi diyorsunuz sekiz oluyor sekiz diyorsunuz dokuz oluyor. Çok kesin olmalısınız. Hayır bu evin kuralı bu, biz senin geç kalmanı istemiyoruz. Böyle tekrarlayacak olursa bazı yaptırımlarınız olmalı. Bak sen evdeki kurallara çok saygısızlık ediyorsun diye karşılıklı konuşulabilir ergenlerle yetişkin gibi. Bu konuyu nasıl halledebiliriz gel seninle konuşalım diye konuşmayı denemek iyi bir yoldur. Dinleyin. Ergenler genellikle kendilerini çok da güzel ifade ederler. Çok yapıcı eleştiriler alabilirsiniz çocuklardan. Hakikaten eğitici şeylerde söyleyebilirler. Onlarla karşılıklı olmak önemli. Dinleyin. Kendinize bir eleştiri payı çıkarabiliyorsanız o eleştiriyi yapıcı hale sokup uygulamak ve yine bir kontrat yapmak çözüm olabilir. Ama kontrat yaptınız ve tekrar kontrat bozuldu o zaman bazı yaptırımlar uygulamak gerekir. 'Bu hafta sonu arkadaşlarınla çıkamıyorsun, çünkü hafta içi bütün kuralları ihlal ettin.'gibi. Çok katı kuralcı gitmeden mümkün olduğunca uzlaşmacı gitmeye çalışmak ama gerektiğindede kuralları korumak çok çok önemli. Ama ergenler gerçekten anne babaları çok zorlayabilirler. Anne babalar bu dönemde kendilerini suçlamaya başlayabilirler. Yani herkesin çocuğu böyle yapmıyorda neden benimki? Aslında evlerin bir çoğunda buna benzer çatışmalar üç aşağı beş yukarı yaşanmaktadır. Önemli olan hiç çatışma yaşamamak değil, çatışmaları uygun çözümlerle tatlıya bağlayabilmektir.


 *Doç.Dr.Füsun Çuhadaroğlu'nun  2.Mayıs.2000 tarihinde,  Derneğimizin sosyal ve kültürel faaliyetleri çerçevesinde verdiği konferanstan derlenmiştir.  

Sayfa başı

İçindekiler