|
|
|
Yönetim Kurulu Başkanı |
Değerli konuklarımız, sevgili meslekdaşlarım, Derneğimizin geleneksel yıllık toplantısına hoş geldiniz. 1991 yılı nisan ayında Ege Üniversitesindeki arkadaşlarımızın misafiri olarak yaptığımız toplantıda oluşan fikir doğrultusunda, 10.Haziran.1994 tarihinde kurulan Derneğimiz, 5. yılını tamamlamış bulunmaktadır. Biz de bu toplantımızı, beş yılı idrak etmenin coşkusu içinde, daha değişik bir mekanda, daha değişik bir biçimde ve bir kutlama havasında yapmayı planlamıştık. Ancak 17.Ağustosta yaşadığımız deprem felaketi ve bunun daha sonra gelen korkutucu ikinci şoku nedeni ile kutlama proğramını bıraktık, toplantımızın sadece akademik yönünü gerçekleştireceğiz. Hazırlıklarımız sırasında topladığımız bilgilere göre toplantımıza daha geniş bir katılım olacak, Onursal Başkanımız Sn.Prof.Dr. Hayriye Amal bir konuşma yapacaktı. Ancak depremin ve çok sık olarak yinelenen artçı sallantıların oluşturduğu sıkıntılar, üzüntüler, moral bozukluğu ve endişe ortamı nedeni ile Sn. Başkanımız ve her zaman yanımızda olan İstanbul Üniversitesindeki arkadaşlarımızın Ankara’ya gelmeleri mümkün olamadı. Felaket sadece onların değil hepimizin felaketi, üzüntü hepimizin üzüntüsü. Dileğimiz yaraların tez zamanda sarılması ve bu defa gelemeyen arkadaşlarımızla gelecek toplantımızda birarada olabilmektir. Bugüne kadar dernek olarak neler yaptık, bundan sonra neler yapacağız! Konuşmamda bunlardan söz etmeyeceğim. Çünkü yaptıklarımızı sizlerle el ele yaptık, hepsini biliyorsunuz; yapacaklarımızı da sizlerle birlikte gerçekleştireceğiz. Bunun yerine farmasötik kimyacılar olarak nerede bulunuyoruz, bugünkü durumumuza nasıl geldik, kısaca bunlara değineceğim. Farmasötik kimyanın gelişmesi Türkiye ilk farmasötik kimya doktorunu –o zaman verilen ünvan fen doktorudur- ancak 1942’de, yani Cumhuriyetimizin 19.yılında, farmasötik kimya profesörünü ise 1950’de, Cumhuriyetimizin 27. yılında yetiştirebilmiştir. 1972 Yılına kadar da ülkemizde sadece tek bir profesör farmasötik kimyacı bulunmakta idi. Diğer akademik düzeylerde bulunan meslekdaşlarımızın sayıları da fazla değildi. Bugün eczacılık fakültelerimizin farmasötik kimya anabilim dallarında 39 profesör, 15 doçent, 11 Yrd.doçent , 25 doktor, 33 uzman eczacı çalışmaktadır. Başka fakültelerde, başka anabilim dallarında ve yurt dışında öğretim üyesi olarak, ayrıca akademik ortamdan ayrılarak serbest eczacı olarak çalışan arkadaşlarımız vardır. 3 Tanesi profesör olmak üzere 6 meslekdaşımız değerli hizmetlerinden sonra emekli olmuşlardır. Sadece 1998-1999 akademik yılında 3 arkadaşımız profesörlüğe yükseltilip atanmış, 4 arkadaşımız doçentliğe yükseltilmiş ve atanmış, 2 arkadaşımız yardımcı doçent, 7 arkadaşımız doktor, 8 arkadaşımız ise bilim uzmanı ünvanı almıştır. Camiamızın gelişmesi, sadece çalışanların sayısındaki artıştan ibaret olarak kalmamış, nitelik olarak da ülkemizin içinde bulunduğu bütün zorluklara, fakirliğimize, kitapsızlığımıza, mecmuasızlığımıza, bilişim teknolojisini çok geç yakalamamıza, araştırma araç ve gereçleri eksiklerimize, devletimizin araştırmaya gerekli önemi vermemesine, sanayiimizin alt yapısı itibarı ile üniversitelerimizle yeterli bağının bulunmamasına, üretilen bilimsel projeleri uluslararası düzeyde hayata geçirememesine rağmen, gelişmiş ülkelerin düzeyinden çok farklı değildir. Birçok arkadaşımız Amerika Birleşik Devletleri’nden Japonya’ya kadar değişik gelişmiş ülkelerde orta ve uzun süreler çalışarak araştırmalar yapmışlar, ülkemizde öğrenemediklerini o ülkelerde öğrenmişler, ülkemizde ulaşamadıkları araştırma tekniklerini yurdumuza getirmişlerdir. Ülkemizin İlk farmasötik kimyacısı Sn.Prof.Dr.Hayriye Amal’in çalışmaları, o yılların en popüler yayın organlarında yayınlanmıştır. Günümüzde bayrak daha bir coşkulu dalgalanmakta, arkadaşlarımızın çalışmaları modern dünyanın en müşkülpesent mecmualarında kabul görmekte ve yayınlanmakta, gelişmiş ülkelerin bilim adamları tarafından da refere edilmektedir. Bütün bu gelişmeler hepimizin, hepinizin emeği ve özverili çalışmaları sayesinde olmuştur. Farmasötik kimyanın öncüleri Mesleğimizin bir grup öncüsü vardır ki onların değerli çalışmalarını ve aziz varlıklarını her zaman saygı ve şükranla anıyoruz. Bu öncülerin
başında hocaların hocası, değerli insan ve bilim adamı Sn.Prof.Dr. Hayriye
Amal gelmektedir. Sn.Prof.Dr. Hayriye Amal, 1936 yılında İstanbul Üniversitesi
Fen Fakültesi Eczacı Mektebi’ni bitirip bu okulda İspençiyari Kimya asistanı
olarak atanmış ve 1980 yılında emekli oluncaya kadar 44 yıl boyunca ülkemizde
modern bilimin kurulması ve gelişmesine, ülkemiz eğitim ve sağlık hizmetlerine
emek vermiştir.
Farmasötik kimyanın diğer öncülerinden Sn.Dr.Ecz. Adalet (Özger) Ece 1949, Sn.Dr.Ecz. Necla Dai Barlas 1950, Sn.Prof.Dr. Kasım Cemal Güven 1953, Sn.Dr.Ecz. Ahmet Fehmi Egemen 1953, Sn.Prof.Dr. Nedime Ergenç 1957, Sn.Dr.Ecz. Fahire Kirman 1960 yılında farmasötik kimya dalında doktora yapmıştır. Sn.Ece, Prof.Dr.Hayriye Amal’in ilk doktorantı ve yurdumuzda farmasötik kimya dalında doktora yapan ikinci kişidir. Bu büyüklerimizden Prof.Dr.Nedime Ergenç Türkiyenin yetiştirdiği ikinci farmasötik kimya profesörüdür ve derneğimizin aktif üyesidir. Derneğimizin aktif üyesi olmayan Sn.Prof.Dr. Kasım Cemal Güven doçent olduktan sonra, akademik hayatına galenik farmasi dalında devam etmiş, diğer öncülerimiz ise serbest eczacılığı tercih etmişlerdir. Biz bu büyüklerimizi de derneğimiz bünyesinde görmek istedik; kendilerini onursal üye olarak aramıza aldık. Mesleğimize, değerli katkıları olan bir başka büyük insan Prof.Dr.Michel Bertucat’dır. Kendisi 1967-73 yılları arasında Türkiye’de çalışmış, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya Kürsüsünde hocalık yapmış, doktora ve doçentlik jürilerinde ve o zamanların bir eğitim hastalığı olan özel okulların sınavlarında mümeyyiz olarak görev almıştır. Prof.Dr.Michel Bertucat da derneğimizin onursal üyesidir. Kendilerini her zaman saygıyla anıyoruz Bu büyük insanlara şükranlarımızı bu toplantıda birer plaket sunarak ifade etmek istedik. Ancak kendileri sağlık nedeni ile ve deprem felaketinin oluşturduğu sıkıntılı yaşam nedeni ile toplantımıza katılamadılar. Biz kendilerini ziyaret edip, hepinizin adına saygılarımızı ve şükranlarımızı arz edeceğiz. Sn. Bertucat’dan birkaç gün önce “bu günkü toplantımıza katılamadıkları için üzgün olduklarını ve hepimize sevgilerini bildiren” çok içten ve nazik bir mesaj aldık. Ve bir başka büyük insan, bir tatlı insan, 1987 yılında kaybettiğimiz değerli hocamız; Sn.Doç.Dr. Semiha Tulus. Doç.Dr.Semiha Tulus İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Eczacı Okulu’ndan 1939 yılında mezun olmuş, Galenik Enstitüsünde 1948 yılında doktor, 1954 yılında doçent olmuştur. Semiha hanım hocamız 1955 yılında farmasötik kimya doçenti olarak atanmış ve emekli olduğu 1983 yılına kadar 28 yıl farmasötik kimya alanında değerli hizmetler vermiştir. Kendisini saygı ve rahmetle anıyoruz. Farmasötik kimya eğitimi Derneğimizin
kuruluşundan bu yana 5 defa böyle bir toplantıda biraraya geldik. Bu altıncısı.
Bütün bu toplantıların sosyal yönlerinin yanısıra bir de akademik yanı
oldu; farmasötik kimya, eczacılık, eğitim, bilimsel araştırmalar ve üniversitelerdeki
çalışma düzeni gibi konuları tartıştık, bu tartışmalardan yararlanıp yeni
fikirler ürettik.
Neden farmasötik kimya eğitimi, neden Dünya, neden Yurdumuz ? Biz, herhangi bir gelişmiş ülkenin farmasötik kimya eğitim sistemini alıp, yurdumuzda da uygulamak yerine, temel eğitimden başlamak üzere kendimize özgü bir bilgi alt yapımız olduğunun bilinci ile, bu alt yapıya uygun bir farmasötik kimya eğitim sistemi geliştirdik. Çünkü biliyoruz ki nasıl özel birisi için biçilip dikilmiş bir elbise bir başkasına genellikle uymazsa, ülkelerin eğitim sistemleri de kendine özgüdür. Ülkelerin temel eğitimi, tarihsel gelişim, tarihsel kültür, ekonomik şartlar, insanların yaşam biçimleri ve inanışları ile bağlantılıdır. Mesleki ve akademik eğitim, ülkeden ülkeye az çok değişen bu alt yapı üzerine inşa edilir. Biz de geçmişte bunu yaptık, gelecekte de benzer şekilde çalışacağız. Hepimiz yeteneklerimiz, akademik düzeyimiz, bilgi ve görgümüz ölçüsünde bu ülke için en iyiyi yapmaya çalıştık, çalışıyoruz; yaptıklarımızın yapılabileceklerin en iyisi olduğuna inanıyoruz. Ancak kendimizi ve birbirimizi eleştirmekten de geri durmuyoruz. Bazılarımız yabancı ülkelerle kıyaslamalar yaparak özel sonuçlar çıkartıyoruz. İstiyoruz ki burada bu eleştirileri ve karşılaştırmaları bir defa daha dile getirelim, durumumuzu bir defa daha değerlendirelim, bu değerlendirmelerin sonuçlarından yararlanalım. Amacımız ne durumumuzla övünüp rahatlamak ne de durumumuzdan yerinmek değil. Yirmibirinci
yüzyıl, bizim şimdiki görüş ve düşünce düzeyimizle beklentilerimizin ve
tahminlerimizin çok ötesinde değişik bir yüzyıl olacağa benzemektedir.
Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler daha şimdiden pekçok şeyi değiştirdi.
Batı ülkelerinde yeni eğitim yöntem ve araçları geliştirilmekte, yeni stratejiler
üretilmeye çalışılmaktadır. Çalışma alanı sadece kimya ya da eczacılık
eğitimini geliştirme olan dernekler kurulmuştur; kimya ve eczacılık eğitimi
ile ilgili özel mecmualar yayınlanmaktadır. Kimya ve eczacılığın, farmasötik
kimya da dahil olmak üzere değişik dallarındaki eğitimle ilgili özel bilgisayar
proğramları geliştirilmiştir; bu proğramlara internet aracılığı ile de
ulaşılabilmektedir. Eğitim, dersane ya da laboratuarla sınırlanmaktan çıkmış,
eğitimde mekan ve zaman kavramı ortadan kalkmıştır. Bu proğramlar öğrenciye
sadece görsel ortamda bilgi aktarmakla kalmamakta, ayrıca aktarılan bilginin
iyi algılanıp algılanmadığını da kontrol etmekte, öğrenciyi sınava tabi
tutmaktadır.
Atmışlı yıllarda birkaç yıl yurt dışında çalışmış bir hocamıza, bize biraz UV biraz IR spektroskopisi, biraz organik reaksiyon mekanizması anlatsın diye birçok seminer yaptırdık. Günümüzde düzeyimiz atmışlı yıllardan çok farklı; fakat yine de mesleki temel bilgilerin üzerine, daha ileri düzeydeki bazı bilgileri eklemekle eğitici ve bilim adamı olunabilmektedir. Ancak şimdi makinalar kendiliğinden spektrum çekmektedir. Bilgisayarlar spektrum prediksiyonu yapmakta, spektrum değerlendirmekte, hatta spektral verilere dayanarak kimyasal formül çizmektedir. Formülü yazılan maddenin değişik sistemlere göre nomenklatürünü vermekte, molekül modellemesi yapmakta, molekülün boyutlarını, fiziksel ve kimyasal değerlerini hesaplamaktadır. İlacın absorpsiyonu ve metabolizma ürünleri üzerinde prediksiyon yapmakta, hedef molekülü belirttiğinizde, sentez yöntemleri önermekte, bu yöntemleri değişik parametrelere göre irdeleyerek en uygun olanını seçebilmekte, gerekli kimyasal maddelerin miktarını hesaplamakta ve hatta bunların siparişlerini verebilmektedir. Yani bizim eğitici ve araştırmacı olarak yaptığımız bazı işleri artık makinalar becerebilmekte, insan olarak söylemesi zor ama bizden daha iyi ve hatasız, üstelik de çok daha hızlı olarak yapabilmektedirler. O halde gelecekte farmasötik kimya alanında eğitici ve bilim adamı olmak için, temel mesleki bilgiler ve biraz fazlası yeterli olmayacak, bizi izleyecek olan farmasötik kimyacı kardeşlerimizin çok daha değişik bilgilerle donatılması gerekecektir. Bu değişiklikleri başlatmakla da biz sorumluyuz. Panel Eğitim konusundaki
panelimizi Yönetim Kurulumuz üyelerinden Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
Farmasötik Kimya Anabilim Dalı Başkanı ve önceki Dekanı Sn.Prof.Dr.Ningur
Noyanalpan yönetecektir. Üniversitelerimizden konuşmacılarımız Ankara Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya Anabilim Dalı Öğretim üyesi Sn.Prof.Dr.
Doğu Nebioğlu, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı ve Farmasötik
Kimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Sn.Prof.Dr. Fethi Şahin ve İstanbul
Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Eczacılık Meslek Bilimleri Bölümü Başkanı
ve Farmasötik Kimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Sn.Prof.Dr.Öznur Ateş’tir.
Kendileri Anabilim Dallarımıza sorularak seçilmiştir. Konuşmacılarımızdan
Sn.Ateş depremin yarattığı bunalım nedeni ile toplantımıza gelememiştir,
konuşmasını aynı anabilim dalı öğretim üyelerinden Sn.Prof.Dr.Sumru Özkırımlı
sunacaktır. Panelimizde ayrıca ülkemizin ilaç endüstrisindeki çok önemli
isimlerden Türkiye İlaç ve Kimya Endüstrisi İşverenleri Sendikası Yönetim
Kurulu Başkanı Sn. Kim.Yük. Müh. Kaya Turgut ve ülkemiz eczacılık topluluğunu
yöneten kişi, Türk Eczacılar Birliği Genel Başkanı Sn.Dr.Ecz. Mehmet Domaç’ın
değerli fikirlerinden yararlanacağız. Çok yoğun çalışma düzenlerine rağmen,
bize ve konularımıza olan sıcak ilgileri nedeni ile davetimizi kabul
etmek lutfunda bulundular; kendilerine huzurlarınızda tekrar teşekkür ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum.
|